ENFLASYON MUHASEBESİ Mİ? YOKSA ENFLASYON DÜZELTMESİ VERGİSİ Mİ?

 

Prof.Dr.Recep Pekdemir

İstanbul Üniversitesi

 

Uzun yıllar etkisi altında yaşadığımız yüksek enflasyon ile ilgili olarak, geçtiğimiz dönemlerde çeşitli kesimler tarafından “enflasyon muhasebesi” diye bir beklenti vardı. Bu beklenti hemen hemen her kesim için farklılık arz ediyordu. İş çevreleri için bu beklenti daha az vergi veya daha adil bir kazanç vergilendirmesi idi. Bu beklenti, hatta iş dünyası için kazançların vergilendirilmesinde “enflasyon arındırılması” şeklinde idi.

 

Nihayet bu konuda bir yasal düzenleme yapılarak, 5024 sayılı Kanun 17.12.2003 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi ve Cumhurbaşkanımızın onayından sonra 30.12.2003 tarih ve 25332 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

 

Yürürlüğe giren söz konusu yasal düzenlemenin, iş dünyasına ne sağladığı, iş dünyasına nasıl bir yük getirdiği başlangıçta anlaşılamadı. Hatta gerek yazılı basında gerekse görsel basında söz konusu yasal düzenlemeden övgüyle bahsedildi.

 

Acaba, söz konusu yasal düzenleme, ülkemiz iş dünyası için gerçekten bu kadar övgüye değer miydi? Gerçekten ülkemiz iş dünyasının tümüyle lehinde miydi? İşte bu çalışmada 5024 sayılı kanunla getirilen enflasyon düzeltmesi uygulamasının Türk iş hayatı üzerinde olası olumsuz etkileri üzerinde durulacak ve bu konuda bir tartışmanın başlatılmasına katkıda bulunulacaktır.

 

Ülkemiz iş hayatı uzun yıllar, kronik yüksek enflasyon ortamında yaşamını sürdürdüğü bir gerçektir. Yaşanan bu yüksek enflasyon, işletmeler tarafından üretilen ve kamuya sunulan malî tabloları da bozduğu ve malî tabloların işletmeler ile ilgili gerçek durumu yansıtmaktan uzaklaştığı inkar edilmeyecek diğer gerçeklerdir.

 

      Son aylarda Türk vergi sistemi ile ilgili olarak hazırlanıp yürürlüğe konan, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu ve daha sonra yasalaşan ve bazı vergi kanunlarında değişiklikler yapan 4842 sayılı Kanundan sonra yeni bir düzenleme ile enflasyonun malî tablolar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek ve bu doğrultuda bazı vergi kanunlarında değişiklikler yapılması söz konusu olmuştur

 

Ancak, alınan her kararda olduğu gibi, getirilen her düzenlemenin avantaj ve dezavantajı bulunmaktadır. Bize göre, 5024 sayılı Kanunla getirilen düzenleme, adil bir vergilendirme macından oldukça uzak olup, yabancı kaynakla finanse edilmiş işletmelerde, “fiktif servet artış vergisi”nin tahakkuk ettirilip tahsil edilmesine yol açacaktır. Kuşkusuz bu gelişme çok yönlü bir şekilde pek çok kesimi olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

 

Bu çalışma, 5024 sayılı Kanunla getirilen enflasyon düzeltmesi uygulamasının Türk iş hayatı üzerindeki olası olumsuz etkilerinin azaltılmasına katkıda bulunması için hazırlanmıştır. Bu çalışmanın hazırlandığı sırada söz konusu Kanunla Maliye Bakanlığına verilen yetkiler,[1] henüz Bakanlık tarafından kullanılmış değildir. Dolayısıyla Bakanlığı’ın ne yönde bir açıklama yapacağı, düzenleme kapsamına hangi tür sektör veya işletmeleri alacağı henüz belirli değildir. Sonuç olarak bu çalışma tamamen 5024 sayılı Kanunla getirilen 213 sayılı Vergi Usul Kanunun Mükerrer 298/A maddesinin tarafımızca yorumlanması sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

Getirilen düzenlemenin iş dünyası üzerinde iki sonucu olacaktır:

 

Bunlardan ilki geçmişin temizlenmesi veya enflasyon sıfırlaması diyebileceğimiz, yıllardır yaşanan kronik yüksek enflasyonun mali tablolar üzerindeki birikmiş etkisinin nisbeten giderilmesidir. Bu uygulama, bilanço esasına göre defter tutan her işletmenin bir kere gerçekleştireceği bir uygulamadır ve 31.12.2003 tarihli bilançonun güncelleştirilmesini hedeflemektedir. Bu konuda Bakanlık tarafından  taslak bir Tebliğ hazırlanmış ve Bakanlığın internet sayfasına konmuştur. Söz konusu taslak tebliğ, tamamen bilançoların güncellenmesi amacına yöneliktir ve bu uygulama sonucunda ülkemiz iş dünyası için herhangi bir olumsuz etkisi olmayıp aksine bazı avantajlar sağlamaktadır. Örneğin, sonraki hesap dönemlerinde gelir tablosuna gider olarak aktarılacak unsurların tutarları yükseltilmiş olacaktır.

 

Getirilen düzenlemenin ülkemiz iş dünyası üzerindeki ikinci sonucu ise 2004 yılı başından itibaren yapılacak olan geçici vergi uygulamalarının enflasyon etkili olarak gerçekleştirilmesidir. (İlk üç aylık geçici vergi uygulamasında enflasyonun etkilendirilmesi ihtiyari bırakılmıştır.) Bu uygulama ile ilgili olarak, ülkemiz iş dünyası üzerinde olumsuz etkilerin olabileceğinin belirtileri yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.

 

Bu konuda tesbit edilen olası bazı olumsuzluklar aşağıdaki gibidir:

 

 

 

Yukarıda yer alan tesbitlerin her bir aşağıda başlıklar halinde ve örnekler yardımıyla açıklanmıştır.

 

 

 

 

 

Yabancı Kaynakla Finanse Edilmiş İşletmelerin Vergi Yükü Artabilecektir

 

Konuyu bir örnek yardımıyla açıklayalım:

 

15.12.2003 tarihinde A Ticaret İşletmesi 50.000 TL nakit sermaye ile kurulmuştur ve 17.12.2003 tarihinde 80.000 TL tutarında bir işyeri satın alınmış, bu işyeri karşılığında 40.000 TL nakit ve 40.000 TL tutarında altı ay vadeli bir borç senedi imzalanmıştır. Aralık ayında başka bir işlem meydana gelmemiştir.

 

Bu durumda bu işletmenin 31.12.2003 tarihli normal bilançosu aşağıdaki gibi olacaktır. Bu bilançodaki parasal olmayan unsurlar  Aralık 2003’te gerçekleştiği için bu bilanço aynı zamanda 5024 sayılı yasaya göre düzeltilmiş bilanço olacaktır.

 

A Firması

31.12.2003 tarihli

5024 Sayılı Kanuna göre Düzeltilmiş Bilançosu

(TL)

AKTİF

PASİF

 

 

Nakit                                  10.000

Borç Senetleri                        40.000

Binalar                                80.000

Öz Kaynaklar                         50.000

TOPLAM                          90.000

TOPLAM                              90.000

 

31.12.2003 tarihli düzeltilmiş bilançosu yukarıda yer alan A Firmasında, 2004 yılının ilk üç ayında aşağıdaki işlemler meydana gelmiştir:

 

15.1.2004 tarihinde üç ay vadeli borçlanma ile 150.000 TL tutarında ticari mal alınmıştır. Bu malların üçte biri, yani maliyeti 50.000 TL olan bölümü 80.000 TL’na yine üç ay vadeli olarak 20.1.2004 tarihinde satılmıştır. Bu işletmede 31.3.2004 tarihine kadar başka bir işlem meydana gelmemiştir.

 

Ancak, bu işletmenin sattığı malları, 31.3.2004 tarihinde yeniden satınalma istediğinde aynı koşullarla 60.000 TL’na alınabileceği tesbit edilmiş olsun. Bu durumda iş dünyasının beklentisi, bu alım satım işleminde elde edilen nominal kazancın 30.000 TL yerine, fiyat artışlarından arındırılarak reel kazancın 20.000 TL olarak tesbit edilmesidir. Oysa, 2004 yılının ilk üç aylık enflasyon oranının % 10 olduğunu varsayarak, 5024 sayılı yasal düzenlemenin de etkisi ile söz konusu işletmenin geçici vergi matrahı aşağıdaki gibi hesaplanacaktır. (Bu hesaplamada binanın amortismanı ile borç ve alacakların reeskontları ihmal edilmiştir.)

 

Satış Kazancı (80.000 TL-50.000 TL)                           30.000 TL

Parasal Olmayan Aktif Değer Artışları                          + 14.000 TL

                 Bina değer artışı       8.000 TL

                 Stok değer artışı       6.000 TL[2]

 

Parasal Olmayan Pasif Değer Artışları                            -5.000 TL

                Sermaye değer artışı 5.000 TL

 

Geçici Vergi Matrahı                                                     39.000 TL

 

Daha önce de belirtildiği gibi iş dünyası, ülkemiz iş dünyası “enflasyon muhasebesi”nden beklentisi, “kazançlarının enflasyondan arındırılması”dır. Yukarıdaki örnekte iş dünyasının beklentisi kazancının 39.000 TL olarak değil, 30.000 TL olarak değil, yerine koyma maliyetinin uygulanması ile 20.000 TL olarak belirlenmesidir. Bu nedenle getirilen bu düzenleme iş dünyasının beklentisini karşılamaktan oldukça uzaktır. Çünkü getirilen bu düzenleme, aktifteki parasal olmayan unsurların enflasyon oranı kadar değerleri artırılarak vergiye tabi gelir olarak kaydedilmesi, pasifteki parasal olmayan unsurların enflasyon oranı kadar değerleri artırılarak vergiden indirilecek gider olarak kaydedilmesidir.

 

Bu durum 31.12.2003 itibariyle elde edilecek düzeltilmiş bilançolardaki yapıya göre, parasal olmayan pasif kalemlerin tutarının parasal olmayan aktif kalemlerin tutarından fazla olan, diğer bir ifade ile öz kaynak ağırlıklı çalışan firmalarda lehte bir durum yaratacak, tersi durumda ise aleyhte bir durum ortaya koyacaktır. Oysa, gözlemlerimize göre ülkemiz iş dünyası işletmelerinin çoğu öz kaynak özürlü durumdadır. Sonuç olarak, bu durum yabancı kaynak ağırlıklı çalışan işletmelerimiz için ek vergi yükü demektir.

 

 

Konuyla ilgili bir başka örnek ise aşağıdaki gibidir:

 

A Tekstil Firması

31.12.2003 tarihli

5024 Sayılı Kanuna göre Düzeltilmiş Bilançosu

(TL)

AKTİF

PASİF

 

 

Stoklar                                10.000

Borçlar                                   18.000

Demirbaşlar                        20.000

Öz Kaynaklar                         12.000

TOPLAM                          30.000

TOPLAM                              30.000

 

Yukarıdaki bilançonun sahibi olan işletmede, 2004 yılının ilk üç ayında herhangi bir finansal işlem meydana gelmediğini kabul edelim ve bu bilançoya uygulanabilecek endeksleri 31.12.2003 için 100, 31.3.2004 için 105 varsayalım. Bunun sonucunda düzeltme katsayısı 1.05 olacaktır. Bunun sonucunda varlıkların düzeltilmesi sonucu 1.500 TL tutarında gelir, 600 TL tutarında gider enflasyon düzeltme hesabına kaydedilecek ve bunun sonucunda 900 TL tutarında vergiye tabi kazanç ortaya çıkacaktır.

 

Gözlemlerimize göre ülkemizdeki işletmelerdeki stok ve duran varlık yatırımlarının pek çoğu yabancı kaynaklarla finanse edilmiş durumdadır. Sonuçta bu düzenleme yabancı kaynakla finanse edilmiş işletmeleri cezalandırıcı bir sonuç ortaya koymaktadır.

 

B Ticaret Firması

31.12.2003 tarihli

5024 Sayılı Kanuna göre Düzeltilmiş Bilançosu

(TL)

AKTİF

PASİF

 

 

Döviz Mevduatı                25.000

Sermaye                                  18.000

Stoklar                                 5.000

Dağ.Karlar                              12.000

TOPLAM                          30.000

TOPLAM                              30.000

 

Yukarıda bilançosu yer alan işletme ise tipik bir yabancı sermaye şirketidir ve her hangi bir duran varlık yatırımı yoktur ve tamamen öz kaynakla finanse edilmiştir..

 

Bu işletmede de 2004 yılının ilk üç ayında her hangi bir finansal işlem meydana gelmemiştir. Ancak aktifte bulunan dövize dayalı unsurların kura dayalı olarak değerindeki değişimlerin finansal tablolara yansıtılması gerekir. Varsayalım dövizdeki üç aylık artış % 3, fiyatlar genel seviyesindeki yani TEFE’deki değişim % 5 olduğunu kabul edelim. Bu durumda kar/zarar hesabına yansıyacak olan unsurlar şunlar olacaktır:


 

Döviz kur farkı geliri                                          750 TL

Stok enflasyon farkı geliri                                  250

Toplam                                                             1.000 TL

Öz Kaynaklar Enflasyon Farkı Gideri           (-) 1.500 TL

SONUÇ: Olarak Dönem Mali Zararı                   500 TL

 

Yukarıda yer alan ikinci örnek, daha önce de belirtildiği gibi duran varlık yatırımı yapmaktan çekinen veya yabancı kaynak kullanmayan bir işletme tipidir. Bu düzenleme bu tür işletmelerin lehine bir durum ortaya koymaktadır.

 

Bundan önceki uygulamalarda, aktifte yabancı paraya dayalı yatırımı olan işletmeler, kur farkı gelirleri nedeniyle fiktif kazançlar elde edip, bunun vergilendirilmesi ile karşı karşıya kalıyorlardı. Bu düzenleme durumu değiştirdi ve aktifinde stok ve duran varlık gibi parasal olmayan varlık yatırımı bulunan işletmeler için fiktif bir değer artış kazancı vergisi yükü getirdi.

 

Bu düzenlemenin dolaylı sonuçları aşağıdaki gibi olacaktır:

 

•Gayri Faal Durumdaki İşletmeler Kazanç Vergisi Yükü Altına Girebilecektir.

 

Gayri faal duruma düşmüş, temerrüde düşmüş veya tasfiye halindeki işletmelerde yabancı kaynaklarla finanse edilmiş, parasal olmayan varlık yatırımları söz konusu ise, fiktif varlık değer artış kazancı vergisi doğacaktır. Etrafımızdaki batak durumunda bulunan işletmelerin pek çoğu bu durumdadır.

 

•Parasal Olmayan Aktif/Varlık Yatırımlarının Hızında Azalmalar Olabilecektir.

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız durumların dolaylı bir sonucu, işletmelerin yabancı kaynaklarla parasal olmayan varlık alımında bir azalma yaratacaktır. İşletmeler, borçlanarak stok yatırımı bile yapmayabileceklerdir. Yapmaları durumunda, stok üç ay işletmenin aktifinde kalsa ve bilançodaki diğer unsurlar aynı kalsa, bu işletme stok değer artış kazancı vergisi verecektir.

 

 

Yapılan 5024 sayılı yasal düzenleme, bilançoların aktifinde bulunan dövize dayalı yabancı kaynakların değer artışlarını koruyucu bir görünüm içindedir. Dolayısıyla işletmelerde bir dolarizasyon diyebileceğimiz, yabancı paraya dayalı yatırımlara doğru bir yönelmeye sevk edebilecektir. Bu da enflasyonla mücadelede gelinen noktada bir engel olarak karşımıza çıkabilir.

 

•Mali Sektör Enflasyon Oranının Altındaki Faiz Oranları İle (Örneğin Teşvikli Yatırımlarda) Kredi Müşterisi Bulmakta Güçlük Çekebilecektir.

 

Yabancı kaynakla yatırım yapmanın cazibesi bu yasal düzenleme ile ortadan kalkabilecektir. Bu durum dolaylı olarak, mali kuruluşların kredi müşterisi bulmasında güçler yaratabilecektir.


 

SONUÇ

 

Getirilen düzenleme, aktifteki ve pasifteki parasal olmayan unsurlardaki değer değişimlerini, “Enflasyon Düzeltme Hesabı”ndaki tutarı kar/zarar hesabına devredilmesini sağlayarak, kazanç vergisi kapsamına almıştır. Oysa enflasyon düzeltmesi muhasebesinden beklenen bu değildir. Enflasyon düzeltmesi muhasebesinden beklenen, fiktif kazançların değil reel kazançların vergilendirilmesi ve işletmelerin öz sermayelerinin korunmasını sağlamaktır. İş dünyasının beklentisi de bu doğrultudadır. Umarız, yapılan yanlışlıktan en kısa sürede dönülür ve bu konuda derin yaraların açılması önlenmiş olur. Yapılması gereken “Enflasyon Düzeltme Hesabı”nda oluşacak tutarı dönem kar/zararı ile değil öz kaynaklarla ilişkilendirmektir. O zaman, en azından böyle bir haksızlık yapılmamış sağlanmış olacaktır.

 

Özetle, “net parasal pozisyon kazancı” bir kazanç değildir.

 



[1] 8. Maliye Bakanlığı;

a) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla; enflasyon düzeltmesinde toplulaştırılmış yöntemler kullanılmasına izin vermeye, toplulaştırılmış yöntem uygulanabilecek kalemleri belirlemeye,   

b) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla hangi tür malî tabloların; enflasyon düzeltmesine tâbi tutulup tutulmayacağını ve geçici vergi dönemlerinde düzeltilip düzeltilmeyeceğini belirlemeye,

c) (3) numaralı bentte yer almayan kıymetler için düzeltmeye esas alınacak tarihi belirlemeye,

d) Ortalama ticarî kredi faiz oranının tespitine ilişkin usul ve esasları tespit etmeye,

e) Bölgeler, sektörler, iş grupları, iş nevileri veya parasal olmayan kıymetler itibarıyla döviz, altın ve benzeri değerleri esas alarak düzeltme yaptırmaya ve günlük olarak belirlenen endeks veya değerleri kullandırmaya,

f) Parasal ve parasal olmayan kıymetleri belirlemeye,

g) Net parasal pozisyon kâr/zarar hesabı yaptırmaya,

h) Enflasyon düzeltmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye,

Yetkilidir.

 

[2] Mart 2004 ile Ocak 2004 arasındaki enflasyon artışının % 6 olduğu varsayılmıştır.