GİRİŞ

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomimiz, gerçekten geri kalmış,  Balkan    (1912-13), Birinci Dünya (1914-18) ve Kurtuluş (1919-23) savaşlarından çıkan ülkemiz, yanmış ve yıkılmış, faal nüfusumuz, bu savaşlarda hemen tümüyle yitirilmiş, ekonomik faaliyetleri asıl yürüten azınlıklar yurdu terk etmiş, ülkemiz insanı yılgın ve yorgun düşmüştü. Kurtuluş Savaşı’nın ardından, 1923’te Cumhuriyetimizi kuranların ve onu , ekonomisi güçlü, çağdaş bir ülke yapmaya azmetmiş olanların işleri gerçekten güçtü. Atatürk’ün eşsiz liderliğinde, yılgınlığını üstünden atan halkımız, hızlı bir kalkınma hamlesi başlatmış ve 10 yıl gibi kısa bir süre içinde , ülkemizi temel mal ve hizmetlerini üreten ve öteki ülkelerden  önemli çapta yardımlara muhtaç olmadan yaşayabilecek bir ekonomik yapıya ulaştırabilmiştir.  1923-33 yıllarının koşulları altında gerçekleştirilen temel siyasal ve devlet yönetimi sistemlerinin kurulması sırasında, yatırım gereksinimi en yüksek noktada bulunan ekonomimizin bu olağanüstü gelişmesinin, hemen sıfır enflasyonla gerçekleştirilmiş olması, o dönemin en önemli mucizevi sonuçlarından biridir.[1][1]

 

Sözü geçen dönemde, tüm çabalara ve o dönem dünyasının en iyi özel sanayii teşvik kanunun, (Teşvik-i Sanayi Kanunu), 1927’de uygulamaya konmasına rağmen, bu dönemdeki hızlı kalkınma daha çok devlet yatırımları ve işletmeleri ile gerçekleştirilmiş, özel kesim işletmeleri, bir türlü harekete geçirilememiştir. Düşük kişi başına gelir (1923’te yakalşık 80 A.B.D.  doları; bugünkü dolar değeri ile , 300 Dolar), düşük tasarruflar ve sermaye birikimi, gelişmemiş alt-yapı, işletme yönetim bilgisi azlığı, özel kesim işletmelerinin serpilip gelişmesini önlemekteydi.[2][2]

 

Bu koşullar altında Cumhuriyet’in kurucuları, “Devlet işletmeleri öncülüğünde, ama özel kesim işletmelerini geliştirmeye yönelik ve özel kesime dayalı bir kalkınma stratejisi” üzerinde karar kılmışlar ve 1926’dan başlayarak, “İktisadi Devlet Teşekkülleri”ni ( İ.D.T.’leri ) kurmaya başlamışlardır. Bu stratejinin sonucu olarak “Sanayi ve Maadin  Bankası”” adıyla, 1926 yılında kurulan ilk İ.D.T. ,Osmanlı sarayından arta kalan 4 kuruluşu (Feshane, Baruthaneler, Bakırköy Bez ve Beykoz Kundura) yönetme, yeni sanayi kuruluşları kurma ve özel kesim işletmelerine destek verme görevini üstlenmiştir. Kısa sürede, bugün de faaliyette bulunan ve uzun yıllar ülke kalkınmasında önemli hizmetler yapmış olan,Sümerbank (1933) ve Etibank (1935), sırasıyla, sanayi ve madenciliği geliştirmek ve özel kesim işletmelerine destek sağlamak görevlerini yürütmüşlerdir. Ayrıca, Atatürk’ün girişimi ile kurulan (1924) ve kısa sürede halka açık bir anonim şirket biçimine dönüştürülen  Türkiye İş Bankası da ülkemiz bankacılık sisteminin yabancı bankalar egemenliğinden kurtarılması ve geliştirilmesinde olduğu kadar, temel sanayi yatırımlarının gerçekleştirilmesinde de önemli görevler almış ve bunları başarıyla yürütmüştür. Devletin etkisi altında iyi yönetilen özel statülü bir banka olarak, bugün de başarılı yatırımları yürütmektedir. T. İş Bankası aynı zamanda İ.D.T.lerin halka açılması yönünde bir örnek oluşturmuştur. Ancak, Atatürk’ün 1938’de ölümünden sonra ekonomiyi yönetenler, İ.D.T. sisteminin ilk özelleştirme hedeflerinden uzaklaşmasını ve kaba bir  “devlet kapitalizimi” uygulamasına dönüşmesini önleyememişlerdir.  İ.D.T. sisteminin giderek süreklilik kazanması, özelleştirme hedefinden uzaklaşması ve halka rüşvet verme alışkanlığına yönelen politikacının elinde yozlaşması kaçınılmaz olmuştur. 1950’ye kadar, ilk ivme ile kârlı, verimli ve atılgan biçimde Türk Ekonomisini kalkınma yönünde  mucizelere yöneltmiş olan İ.D.T’ler, 1950’den sonra sayıları artarak, yeni kurulanlarla birlikte , karlılığı ve verimliliği ikinci plana itmişler, birçok politik  verimsiz yatırımlara itilmişler ve 1950’lerin sonlarına doğru büyük açıklar vermeye başlamışlardır.[3][3]

 

Bu ekonomik gelişmeler nedeniyle, ülkemizdeki ilk muhasebe çalışmaları ve uygulamaları İ.D.T.’lerde başlamış, genellikle batı ülkelerinden aktarılan muhasebe kural ve uygulamaları, kanunlarımıza ve İ.D.T.’lere girmeye başlamıştır. Bu dönemde yavaş yavaş büyümeye başlayan özel işletmeler de İ.D.T.’lerden aktardıkları muhasebe sistem ve uygulamalarını kullanmaya başlamışlar, 1937’de Türk Ticaret Kanunu’na, 1950’deki büyük vergi reformu ile vergi kanunlarımıza giren muhasebe ilke ve kuralları, sonraki muhasebe uygulamalarını önemli biçimde etkilemişlerdir.

 

İlk  İ.D.T ‘lerin anonim şirket biçiminde ve kanunla kurulmaları özelleştirme amacına yönlendirilmeleri ve zamanla, ticari kuruluşlar yerine  devletin merkezi bürokrasisine benzemeleri, son yıllara kadar özel işletmelerin gelişmelerini de engellemeye başlamıştır.1938’de çıkarılan 3460 sayılı İ.D.T.kanunu, hisseli anonim şirketler yerine ,İ.D.T. adı verilen üst kuruluşlar altında, hissesiz ve “müessese“ adı verilen sınırlı sorumlu bir “devlet şirketi” hukuki statüsü yaratmış ve bir çok devlet işletmesinin bu hukuki statüsü zamanımıza kadar ulaşmıştır.

Ülkemizde muhasebe ve denetim  uygulamalarının yavaş gelişmesinde, devlet işletmelerinin ekonomik  yapı içinde çok güçlenmesi ile, yabancı ve hatta yerli sermayeli bir çok kuruluşla ilgili devlet bürokrasisinin yarattığı ve özel kesim işletmelerindeki gelişmeyi önleyen ekonomik ortamın, önemli payı vardır. Çünkü, güçlü muhasebe ve denetim  uygulamalarının varolabilmesi için, güçlü özel kesim işletmelerinin varlığının ve devlet işletmeleri ile birlikte serbest rekabet koşullarına uyum içinde çalışmalarının ve devlet işletmelerinin de pazar ekonomisine uyumlarını sağlamanın zorunlu olduğu, sonraki uygulamalarla kanıtlanmıştır.

 

1951’de yayımlanan Türkiye Ekonomisi ile ilgili raporda o zamanki muhasebe uygulamalarımız konusunda şunlar yazılmıştı:

 

Özel sermaye birikiminin yavaş gelişmesinde, sermaye piyasasının oluşmamasında ve ortaklıkların ömürlerinin pek uzamamasında, ülkemizdeki muhasebe uygulamalarındaki az gelişmişliğin önemli katkısı olduğu, bu uygulamalara bakan tüm uzmanlarca kabul edilmektedir. Ancak bir kısır döngü etkisi ile, bu ekonomik koşullar da ülkemizde muhasebe uygulamalarının iyileşmesini önlemişlerdir. Bu nedenle, bu kısır döngünün, bir çok ülkede olduğu gibi bizde de bir meslek kanunuyla, kırılmasına çalışılmıştır. 1932’den başlayan çabalara rağmen bu özlem, 1989’da ancak gerçekleşmiş ve onu izleyen dokuz yıl içinde meslek önemli bir gelişme hızına ulaşmıştır. Bu kitap esas itibarıyla bu ilginç tarihi gelişme ile ilgilidir. Bununla birlikte, bu tarihi gelişmenin, uzun bir geçmişe dayandığı kuşkusuzdur. Bu nedenle aşağıda, Cumhuriyet öncesi muhasebe gelişmelerine de yer verilmiştir.

 

İlk Çağlarda Muhasebe

 

Tarih içerisinde ilk muhasebe kayıtlarının e zaman ve hangi medeniyet tarafından kullanıldığı yolunda kesin bir bilgi mevcut olmamakla beraber, muhasebe tarihçileri arasında genel eğilim, ilk yazı ve sayıların kullanılmaya başlandığı “Mezopotamya Uygarlıkları”nda  ve “Eski Mısır”da , muhasebe uygulamalarının da başladığının kabul edilmesi yönündedir. Ancak bu yıllara ait , özellikle muhasebe tarihinde yer alabilecek bulgulara rastlanmamıştır.[4][4]

 

Tarihte ilk envanter işlemlerinin Mısır’da mal takibi amacı ile yapıldığı bilinmektedir. Özellikle gıda maddelerinin alım satım işlemlerinin kayıt edilmeye başlanması ile Eski Mısır’da Muhasebe düzeni periyodik envanter yanında günlük kayıtlar ile de oluşmaya başlamıştır. (M.Ö. 3400 Yılları)

 

Eski Mısır’da muhasebe tarihi için önemli sayılabilecek bir başka yenilik ise , muhasebenin bütçe ayağının oluşmaya , ve yazılı planların kullanılmaya başlanmış olmasıdır.

 

Mezopotamya uygarlıklarında ise , özellikle eski Babil’de , eski Mısır’dan farklı olarak, muhasebenin zaman ile bağlantısının kurulmuş olması ve kayıtlar ile olayların oluşum zamanlarının birlikte değerlendirilmesi söz konusudur. Eski Babil’de bir malın türü , sayısı ve alan satanın isimleri dışında , teslim tarihinin de kil levhalara yazıldığı görülmektedir. Yine eski Babil’de muhasebe ile ilgili ilk yazılı kurallar da ortaya çıkmıştır. Hammurabi kanunlarında (M.Ö.2200-2150), muhasebe ile ilgili yazılı hükümler vardır.

 

Eski İran’da muhasebe, ücretlerin, para veya mal ile ödenmesinin kayıt edilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca Pers İmparatorluğu’nda topraklarının genişliği sebebi ile , orduların beslenme ve giyecek ihtiyacının karşılanması sırasında , denetim aracı olarak yine muhasebe kullanılmıştır. (M.Ö.500-400)

 

Eski Yunan medeniyetinde , muhasebenin önemi , sikke paranın kullanılması ile çok farklı bir boyuta taşınmıştır. Envanter işlemleri maddi sorumluluk doğuran işlemler olarak ortaya çıkmıştır. Devlet Muhasebesi eski Yunan medeniyetinde daha çok ön planda yer almış, devletin varlıklarının kayıtları , halktan seçilen kişilerce yapılmıştır.[5][5](M.Ö.400-300)

 

Eski Yunan’da , ihtisas muhasebesinin de özellikle tarım ve inşaat alanında oluşmaya başladığına dair belgelere rastlanmıştır.

 

Eski Roma’da muhasebe düzeni ilk kez bir biri ile bağlantılı farklı kayıt ortamları ile şekillenmiş ve bugünkü anlamdaki “muhasebe sistemi” nin temelleri atılmıştır. Bu sistemde para hesapları ayrı bir defterde , tahıl ve hayvansal ürünler gibi mal ve eşyalar ayrı bir defterde kaydedilmiştir. Bu arada ilk yıpranma payı (amortisman) kavramına Eski Roma kayıtlarında rastlanmıştır.

 

Eski Roma medeniyetinden sonra, M.S. ilk 500 yıl içinde, envanter kavramı gelişmiş, varlıkların sınıflandırılması daha belirgin hale gelmiştir. Orta çağ boyunca batı Avrupa’da gezici muhasebeciler ortaya çıkmış ve para karşılığında raporlar düzenlemeye başlamışlardır. Bizans İmparatorluğunda ise toprak envanteri yöntemleri gelişmiş ve İmparatorluğun toprakları denetim düzeni altına alınmıştır.

 

13. yüzyılda batı Avrupa’da günümüzdeki Kasa Defterine çok benzer bir defter kullanılmakta , bu defter üzerinde yapılacak düzeltmeler için özel izinle yetkili noterlere başvurulmakta, defterlerin toplamı düzenli aralıklarla alınmaktaydı.

 

Devlet ve :Manastır muhasebesinin , ticari muhasebeden daha önce gelişmiş olması, özellikle 14. yüzyıl boyunca muhasebenin masraflar ve mal hareketlerinin saptanması ile denetim amacına yönelik olarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Aynı yüzyılın sonlarına doğru ticari hayatın gelişmesine paralel olarak, kârın bulunması amacına yönelik muhasebe uygulamaları görülmüştür. Yine buna paralel biçimde Muhasebe bilgilerinin denetimi uygulaması İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Bu işleri yapan uzmanlar kraliyet tarafından resmen görevlendirilmiş “mali denetçiler” olarak adlandırılmışlardır.

 

Ortaçağ boyunca, muhasebenin Avrupa’daki bu çok yönlü gelişimini, 15. yüzyıl ve sonrasında “çift taraflı kayıt usulünün” kullanılmaya başlaması izlemiştir. Çift taraflı kayıt usülünün kimin tarafından ne zaman ilk kez uygulanmaya başladığı yönünde muhasebe tarihçileri arasında görüş ayrılıkları olmakla birlikte, belirli bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkmış olan ve Muhasebenin olgunlaşması da diyebileceğimiz bu teknik , en iyi şekilde Luca Pacioli tarafında dile getirilmiştir.[6][6]

 

Yeni Çağın başlarına kadar özellikle Avrupa’da yaşanan bu gelişmelere paralel olarak muhasebe, müslüman topluluklarda da, gelişmesini sürdürmüştür. Müslümanlıktan sonra  700 senelerinde muhasebenin Arapçalaştırılması gerçekleştirilmiştir. Müslümanlıkta şahıs hukukuna ve sorumluluğa büyük önem verildiği için , muhasebe bu yolda en önemli araç olarak kullanılmıştır.

 

İslam medeniyetinde , muhasebe uygulamalarındaki en önemli gelişme, muhasebe için farklı bir yazı dili oluşturulmuş olmasıdır. Muhasebenin eş zamanlı kaydedilmesi için Arap alfabesinin hızlı yazmaya müsait şekli ile değiştirilerek kullanılması ile oluşan “siyakat” yazısı ve rakamları kullanılmıştır.

 

Arapça dilinde muhasebeye ait pek çok kitap yazılmıştır. Bunların çoğu Pacioli’nin 1494 yılında yazdığı muhasebe kitabından[7][7] 150 sene öncesine aittir. Bu kitaplardan Risale-i Fellekiye’de muhasebenin amacı , “malların korunması, gelir ve giderlerin bilinmesi, hesap durumunun anlaşılmasının kolaylaşması” olarak belirtilmektedir.

 

Muhasebenin Önceki Türk Devletlerinde Gelişmesi

 

İlk çağlarda muhasebe tarihi başlıklı bölümde, daha çok muhasebenin Mezopotamya ve Eski Mısır ve buradan da orta çağ boyunca Avrupa’da ki gelişiminden bahsedildi. Cumhuriyetimizden önce gerek Orta Asya , Anadolu ve Avrupa’da kurulmuş 16 Türk devleti vardır. Bu devletlerden en eski olanlarında (Büyük Hun İmp. mö.220–ms.216 , Batı Hun İmp., ms.374 – 496 ) gerek Orta Asya bozkırlarında yaşanan göçebe hayat ve ticaretin Türk’ler arasında yaygınlaşmaması sebebiyle muhasebe ile ilgili her hangi bir belgeye rastlanmamaktadır.

 

Eski Türk Devletlerinde ilk yazılı belgelere Göktürk Devletinde rastlanmaktadır. Göktürkler , Çin , İran ve Hindistan ile ekonomik ilişkiler kurmuşlar, ipek , kumaş ve hayvan ticareti yapmışlardır. Ancak yine de Göktürkler göçer bir milletti ve yerleşik düzenin sağladığı belirli bir ekonomik düzen gelişmemişti. İhtiyaçlarını hala savaş ganimetleri ve avlanarak sürdürüyorlardı. Bu sebeple bu dönemden her hangi bir kayıt, günümüze ulaşmamıştır.

 

Göktürklerin egemenliğine son veren türk boylarından biri olan Uygur’lar ms. 745 yıllarında bağımsız bir devlet olarak yaşamlarını sürdürmeye başlamışlardır. Yerleşik düzene geçen ilk Türk Devleti olma özelliği ile Uygurlar dönemi Muhasebe Tarihi açısından da önem arzetmektedir. Uygur Devletinden günümüze ulaşan belgelerden, daha çok devlet harcamaları ile ilgili bir belge düzeninin mevcut olduğu anlaşılmaktadır, bunlar arasında, devlet adına seyahat eden beyler ve elçilerin , konakladıkları yerlerde yeme, içme ihtiyaçlarının halk tarafından karşılanması ve bunların ne şekilde kaydedileceğini açıklayan belgeler bulunmaktadır. Ancak Uygurlardan günümüze ulaşan belgeler daha çok hukuki nitelik taşımakta ve Uygurların belirli bir hukuk düzenine sahip olduğunu göstermek dışında , düzenli bir muhasebe kaydı niteliği taşımamaktadırlar.

 

Müslümanlığı kabul eden önemli büyüklükteki ilk Türk topluluğu olan Karahanlılar 840 - 1211 yılları arasında varlıklarını devlet olarak sürdürmüşlerdir. Bir Türk - İslam devleti olarak Karahanlılar, Araplarla yakın ilişkiler içinde olmuş ve dolayısı ile Arap dili ve kültürünün etkisi altında kalmışlardır. Karahanlılar ipek yolu üzerinde yaşayan bir devlet olarak, bu önemli ticaret yolu üzerinde kervansaraylar inşa etmişler ve Ticaret yolunun güvenliğini sağlayıcı tedbirler almışlardır. Karahanlılar döneminde yazılan en önemli yazılı yapıtlardan biri olan "Kutadgu Billig" , devlet işleri ile ilgili olarak , hesap düzeni ve muhasebeciye dönük ilk ciddi görüşleri ortaya koymaktadır.(1072)

 

İlhanlılar (1256-1353) yılları arasında İran’da yerleşmiş Moğol hanedanını tarafından yönetilmiş olan bir devlettir. Özellikle günümüzde, muhasebenin genel kabul görmüş ilke ve kavramları arasında sayılabilecek bazı yeni kurallar, bu dönemde vergi ve ziraattaki yolsuzlukları önleyici tedbirler olarak düşünülüp uygulamaya konmuştur. Kayıt sistemindeki ortak değer ölçüsünün tek bir para birimi olarak alınması ve kayıtların dönemsellik kavramı çerçevesinde tutulması gibi İlhanlılarda gerçekleştirilen düzenlemeler günümüzde de muhasebenin temel kavramları arasında yer almaktadır.[8][8] İlhanlılar Devlet Muhasebesi üzerinde geliştirdikleri bu kuralları , o tarihlerde pek çok kitap içerisinde de açıklamışlardır. Bu kitaplardan belki de en önemlisi 14. yüzyılda yazılan 4 kitaptan sonuncusu 1363 yılında yazılmış olan Risale-i Fellekiye adlı eserdir.

 

Osmanlı İmparatorluğunun Son Dönemleri

 

Cumhuriyet’in ilanından önce Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemini de içine alan zaman diliminde (1850- 1925) muhasebe teori ve uygulamaları, Fransız mevzuatının ve yayınlarının etkisi altında gelişme göstermiştir.

 

Muhasebenin yasal düzenlemelerle ilişkisi, 1850 yılında “Kanunname-i Ticaret” adında, aslında Fransız Ticaret Kanununun bir tercümesinden başka bir şey olmayan yasadaki, tüccarların tutmak zorunda olduğu defterlerle ilgili hükümler ile kurulmuştur.

 

Bu yıllarda muhasebe ile ilgili yayınların bir çoğunun ,Fransızca eserlerin tercümeleri olduğu görülmektedir. 1869 yılında Fardis tarafından tercüme edilen fakat yazarının ismi verilmeyen “Usuli Defteri”, 1882 yılında Mektebi Fünun-u Harbiye Hocası Binbaşı Ziya Bey tarafından tercüme edilen “Fenni Usuli Defteri”, 1884 yılında Mektebi Fünunu Harbiyeyi Şahane Umuru tahriyesine memur Alaykâtibi Muhittin tarafından tercüme edilen “Usuli Defteri Cedid” adlı kitaplar bunlar arasında sayılabilir.

 

Aynı yıllarda ,1883 yılında kurulan ve  bir ticaret okulu olan “İstanbul Ticaret Mektebi Âlisi”, “Darüşşafaka” ve “Askeri Rüştiye,İdadi” okullarının ders programlarında Muhasebe dersleri yer almıştır.

 

Bu dönemde diğer ülkelerde olduğu gibi, muhasebenin kapsamı, bugünkü anlamıyla “Genel Muhasebe” – “Finansal Muhasebe” ile sınırlı kalmıştır. Yabancı sermaye ile kurulmuş olan, kamu hizmetleri gören işletmeler, maden işletmeleri, ulaştırma işletmelerinde ve imtiyazlı şirketlerde , muhasebe yine bu dar çerçeve içerisinde uygulanmıştır.

 

Gerek muhasebe uygulaması , gerekse muhasebe öğretisinde Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde  oldukça ağır bir Fransız etkisi bulunmaktadır.

 

Cumhuriyet Tarihi Boyunca Muhasebe

 

Muhasebe ve denetim mesleğinin Cumhuriyet Tarihimiz içerisinde gösterdiği gelişim özellikle dünya ülkeleri ile göreceli olarak incelendiğinde çok yavaş ve bir çok başarısız denemelerle doludur. Yukarıda belirtildiği gibi bu yavaş gelişmede, Pazar ekonomisi kurallarının ve özel işletmelerdeki gelişmelerin 1980’lere kadar gecikmesinin payı vardır.

 

Günümüze kadar Muhasebe ve Denetim mesleğinin gösterdiği gelişmeler ve örgütlenme sürecinin son 10 - 15 yılda gerçekleştiği göz önüne alınırsa. Muhasebe ve Denetim mesleğinin Türkiye için yani bir meslek olarak nitelendirilmesi, dışarıdan bakan birisi için oldukça doğru sayılabilecek bir yorumdur.  Daha önce sözü geçen Dünya Bankası raporunun, 1951’de ki yargısı şöyledir :

 

“Türkiye’deki muhasebe uygulamalarının, tekdüzelikten uzak ve çoğu hallerde akla yakın karar alabilmeleri için gerekli finansal bilgileri işletme yöneticilerine sağlayacak özelliklerden yoksun bulunduğunu söylemiştik.  Kamu yönetiminde bu durum açıkça görülmektedir.  Bir çok devlet kuruluşu, kendi düşüncelerine göre, birbirinden kopuk olarak saptadıkları hesap sistemlerini kullanmaktadırlar;  bir çokları da karmaşık direktiflere uyum sağlamaya çalışarak hesaplarını tutmaktadırlar.  Tekdüze ve basitleştirilmiş bir sistemin kurulabilmesi amacıyla Devlet kuruluşlarında kullanılan muhasebe sistemlerinin genel ve geniş kapsamlı bir araştırması yapılmalıdır.”[9][9]

 

Türkiye'de Muhasebe mesleği tarihinin yavaş gelişmesindeki en büyük neden ,bu mesleğe talebi yaratacak kurumların mevcut olmayışıdır. Türkiye'de uzun süre, ekonomik faaliyetlerin hacimsel olarak büyük bir kısmı devlet yatırımlarıyla oluşturulmuş, “Kamu İktisadi Teşebbüsleri”nce sürdürülmüştür.[10][10]

 

İzmir İktisat Kongresi (Şubat 1923), İş Bankası ve Sanayi ve Maaddin Bankasının Kurulması (1924 – 1925), Liberal Dönem (1923 – 1929)

 

Kurtuluş Savaşının ardından 1923 yılının başlarında Lozan’da barış görüşmeleri, İsmet İnönü başkanlığında sürdürülmüş, tartışmalar özellikle kapitülasyonlar ve Osmanlı İmparatorluğundan kalan dış borçlar konularında yoğunlaşmıştır. Sonuçta görüşmeler ekonomik konular üzerindeki anlaşmazlıklar sebebi ile kesintiye uğramıştır. Kurulmaya çalışılan yeni Türk Devleti’nin kalıcı olması için öncelikle , sağlam bir ekonomik düzenin kurulmuş olması gerekmekteydi. Kurtuluş savaşından sonra Türkiye en basit temel ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik güce sahip değildi. Yeni biten savaşın ardından başlatılması şart olan ekonomik atılımın başlangıcı ve de Lozan Barış Konferansındaki tartışmaları lehimize sonuçlandırmak gibi birden fazla amaçla. Şubat 1923’de “İzmir İktisat Kongresi”  tüccar ve büyük çiftçilerin katılımı ile gerçekleşti.  Bu tarihten 1929 yılına kadar geçen süre Cumhuriyet tarihçilerine göre “Liberal Dönem” olarak adlandırılmaktadır.

 

Bu dönemde kurulan İş Bankası’nın kuruluş amacı ; gelişme güçlüğü çeken özel girişimleri destekleyerek, ana para birikimlerini sağlamaya yardımcı olmak şeklinde özetlenebilir. Özel sermayenin katılımı ve karma ortaklık sistemi özendirilmiştir.[11][11]

 

1927 tarihinde , yine özel teşebbüsün sanayi yatırımlarına özendirilmesi amacı ile çıkarılan Teşvik’i Sanayi Kanunu, yatırımların hızlandırılması için büyük kolaylıklar sağlıyordu.

 

Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Oluşumu

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın içinde serbest ekonomik modelin gerektirdiği yatırımcı ve onun elindeki sermaye birikimi mevcut olmadığı için , temel ihtiyaçlardan başlamak üzere tüm yatırımları devlet üstlenmiştir. Başta bu tip bir devletçiliğin gerekliliği yanında , ileride getirebileceği zararlar özellikle ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından görülmüş[12][12] ve ileride halka devredilmesi koşulu ile bir çok devlet yatırımı gerçekleştirilmiştir. Ancak ilerleyen yıllarda gelen hükümetler , gerek bürokratik, gerekse politik kaygılarla bu prensipten uzaklaşarak, ekonominin gitgide daha da artan bir oranda adeta "Devlet İşletmesinin" ebedileştirilmesi görünümü kazanmasına neden olmuşlardır.[13][13]

 

Cumhuriyet muhasebe tarihinin başlangıç noktası olarak esasen bugünkü anlamda ilk “Kamu İktisadi Teşebbüsü” olan “Sanayi ve Maadin Bankası’nın” kuruluş tarihi 1926 yılı alınabilir. Kamu İktisadi Teşebbüsleri muhasebenin Cumhuriyet dönemi içerisindeki gelişimindeki rolü çok önemlidir. Türkiye’de bugünkü muhasebe uygulaması Kamu İktisadi Teşebbüslerinde gelişmiştir. “Sanayi ve Maadin Bankası” nın kuruluş amacı, Osmanlı İmparatorluğundan devralınan 4 devlet fabrikasının yönetiminin sağlanmasıdır.

 

Türkiye Sanayi ve Maadin Bankasının dört fabrikasının muhasebe düzeni Prof. Nihat Kiver tarafından geliştirilmiştir. 1933 yılında kurulan SümerBank’ın işletme muhasebesini kurması için ise Alman Profesör Sachenberg davet edilmiştir. Sachsenberg’in oluşturduğu Muhasebe Organizasyonu, ülkemizde daha önce kullanılmayan yeni kavramları muhasebe uygulamasına kazandırmıştır.[14][14] Maliyet türleri, maliyet yerleri ve maliyet dağıtımı tabloları, Sümerbank’ın muhasebe organizasyonu içerisinde uygulanmışlardır. Sümerbank için geliştirilen muhasebe sistemi içerisinde yer alan hesap planı, daha sonra kurulacak tüm kamu iktisadi teşebbüsleri için uygulanmıştır. Bu hesap planı , özel işletmeler içinde muhasebe düzeninin oluşturulmasında bir başlangıç noktası olmuştur.

 

Bu muhasebe düzeni içerisinde “Standart Maliyet” sistemi de oluşturulmuş, ancak dönem sonlarında yapılması gerekli düzeltme kayıtlarında karşılaşılan güçlükler nedeni ile , bu sistem terkedilerek, “Fiili Maliyetleme” sistemi esas alınmıştır.

 

Türk Ticaret Kanununun Kabulü (1937)

 

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında 1926 – 1938 yılları arasındaki dönemde , 865 sayılı Ticaret Kanununun anonim şirketlere ait kısmı Alman Ticaret Kanunundan alındığından , bu dönem muhasebeyle ilgili yayınlanan eserler Alman kaynaklarına dayandırılmıştır. Sözü Geçen kanunun getirdiği önemli yenilikler, kanunen tutulması mecburi olan ticaret defterlerine ait hükümler yanında ticari işletmelerin en gelişmiş organizasyon şeklini teşgil eden anonim şirketlere ait hükümlere geniş yer vermiş olması ve her türlü hesap işleri ile ilgili konularda anonim şirketlere ait kısma atıf yapılmış olmasıdır.[15][15] Türk Ticaret Kanununun kabulü, Türkiye’de muhasebe uygulamalarına olumlu etki göstermesi beklenen bir olaydır. Ancak özellikle Anonim Şirket niteliğinde kurulan devlet teşekkülleri için aynı yıllar içerisinde, muhasebe uygulamalarına yönelik düzenlemeler, bu olumlu etkiyi azaltmıştır.

 

3460 Sayılı Kanun ile “Başbakanlık Yüksek Denetleme

Kurulu”nun Oluşması (1938)

 

Devlet egemenliğinde olsa da Liberal dönemin ardından, Cumhuriyetin ilk yıllarında, yine de bir ekonomik faaliyet vardır ve her ekonomik faaliyet ile gerçekleşen finansal olayların kaydı, raporlanması ve denetimi konularında hizmete talep doğmuştur. İşte bu noktada ise devlet, mesleğin gelişmesinde çok önemli bir dönemeci daha atlamış ve bu hizmeti dışarıdan muhasebe uzmanlarından sağlamak yerine kendi kurumları içerisinde oluşturduğu muhasebe uzmanlarına başvurmuştur. 1938 yılında 3460 sayılı KİT kanunu ile "Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu" oluşturulmuş ve KİT'ler için özel kesim işletmelerinden farklı bir denetim düzeni kurulmuştur. Bu düzende genellikle, Almanya’dan devralınan hesap planları ve ve Muhasebe Kuralları KİT’lere taşınmaya başlamıştır. 1937’de “Türk Ticaret Kanunu” ve 1950’de “Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları” ile “Vergi Usül Kanunun” yürürlüğe girmesi, ülkemizdeki muhasebe uygulamalarını derinden etkilemiştir.

 

Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu’nun Kuruluşu (1945)

 

Cumhuriyet tarihi boyunca Muhasebe ve Denetim mesleğine ihtiyaç bir başka şekilde daha doğmuştur. Ekonominin Devletin Teşebbüsleri dışında kalan kısmı için, kurumlar ve kişilerden alınan gelir vergisi ile Devleti finanse etme ihtiyacı, ilk defa olarak anlamlı mali tabloların hazırlanması ve daha sonra denetlenmesi veya daha sıkça kullanıldığı şekliyle mali tabloların geçerliliğine ve doğruluğuna dair mahkeme önünde yemin edilmesi ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu tarihe kadar , az sayıda muhasebeci tarafından gerçekleştirilen çalışmalar Bakanlık tarafından kabul edilmiş ancak 1945 sonrasında çalışma performansının yetersiz kaldığı gözlemlenmiştir Sonuçta Türkiye'de muhasebe ve denetim mesleği bir fırsatı daha kaçırmıştır. 1945 yılında, Maliye Bakanlığı vergi konuları için muhasebe kayıtlarının incelenmesi amacı ile kendi uzman ekibini oluşturulmuştur.[16][16]

 

Muhasebe Mesleğinin Yasal Dayanağa Kavuşması İçin İlk Denemeler

 

Muhasebe ve Denetim Mesleğinin ,yasal dayanağa kavuşma çabaları 1932 senesinden başlamaktadır. 1932 senesinde ilk meslek yasası tasarısı , bakanlıklar arasında gidip geldikten sonra Maliye Bakanlığı'nın arşivinde kaybolmuştur. [17][17]

 

1938 yılında çıkarılan Avukatlık Kanunu ile birlikte "Hesap Mütehassıslığı Kanun Tasarısı" da hükümet tarafından hazırlanmış, ancak tasarı, muhasebe mesleği mensuplarının ,müşterilerini yargı önünde temsil etme hakkına sahip olmasıyla ilgili bir madde içerdiği için, büyük çoğunluğu avukatlardan oluşan T.B.M.M. deki şiddetli karşı çıkmalar sonucu , daha tasarı aşamasında geri çekilmiştir.

 

Vergi Usül Kanunu, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının Kabulü (1950)

 

1950 yılında yapılan büyük vergi reformu ile birlikte Maliye Bakanlığı ilk Vergi Usül Kanunu ile Gelir ve Kurumlar Vergisi tasarılarını hazırlamış, ancak bu kanunlar, vergi denetimi amacıyla uzmanlardan yararlanma ihtiyacını ve uzman muhasebeciye olan talebi doğurmuştur. Buna rağmen Maliye Bakanlığı bünyesinde oluşturulan, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu , Gelirler Kontrolörleri Kurulu gibi organlar geliştirilmiş ve Muhasebe , finansal raporlama ve denetim konularında 1980'lerin başlarına kadar, en geniş tecrübe ve uzmanlık sahibi olan kişiler , devlet kadrolarında yer almışlardır.[18][18]

 

Türk Ticaret Kanununun Türkçeleştirilmesi ve Bazı Değişikliklerin Kabulü (1956)

 

1937’de çıkarılan Türk Ticaret Kanununun 1956’daki tashihi ve Türkçeleştirilmesi sırasında, muhasebe mesleğinin gelişimi için doğan bir fırsat daha , kanunun ticari işlemlerin kanuna uygunluğunun denetlenmesinde muhasebe mesleği yerine mahkemeleri tanıması ile kaçırılmıştır.

 

Türkiye'de muhasebe mesleğinin yasal dayanağa kavuşmasının gecikmesinin sebeplerinden birisi de, kanunlaşma sürecinin tamamı ile Maliye Bakanlığının kontrolüne bırakılmış olması ve muhasebe mesleğinin gerçekte sadece bir bölümünü oluşturan "Vergi Denetimi" boyutunda değerlendirilmiş olmasıdır.

 

1938'lerde KİT'lerin, vergi bildirimlerinin, sigorta şirketlerinin , halka açık şirketlerin , siyasal partilerin ve devlet yöneticilerinin denetimi, belediyelerin ve özel idarelerin denetimi gibi sorunlara hep değişik çözümler bulunmuş , bu durum muhasebe ve denetim mesleğinin bir bütünlük içerisinde gelişimini engellemiştir. Böylece farklı isimlerle çağrılan , aslında yaptıkları iş aynı olan bir çok sözde uzmanlık alanı doğmasına sebep olmuştur. Tek bir "Muhasebe Uzmanlığı Mesleği" ve yasal dayanağının gelişmesindeki en büyük engel bu durumdur.

 

Günümüze kadar son 30 yıllık sürede Türkiye Ekonomisindeki Devlet İşletmesi egemenliği görünümü yavaş yavaş değişmeye başlamış ve ekonomide özel kesim yatırımları ve işletmeleri her geçen yıl büyümeye devam etmiştir. Bu büyümenin kökü daha da eskilere dayanan halka açık olmayan aile şirketleriyle ortaya çıkması, mesleğin gelişiminde bir başka olumsuzluk olarak değerlendirilebilir. Halka açık işletmeler için bağımsız dış denetim düzeninin oluşturulması , Muhasebe Mesleğinin yasal dayanağa kavuşmasından önce Sermaye Piyasası Kurulu ile gerçekleşmiş (1982), özel sektörün ve bunların halka açıklanması zorunlu finansal bilgilerinin denetlenmesi ihtiyacı, meslek kanununun (1989) çıkmasını izleyen yıllarda hız kazanmıştır. Ancak bu gelişme de “Bağımsız Dış Denetim (Halka Açık Şirketlerin SPK Denetimi)”, “Vergi Denetimi” , “Özel Şirketlerin Denetimi” gibi değişik denetim biçimlerinin oluşmasına neden olmuştur.

 

Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği (Tmud) 'Nin Kuruluşu

 

1942 yılında "Eksper Muhasipler ve İşletme Organizatörleri Derneği"'nin kurulması, ülkemizde muhasebe mesleğinin tarihi gelişmesi içinde önemli bir kilometre taşı olmuştur. 1967 yılında adı "Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği" 'ne dönüştürülen bu öncü dernek, 1942'de rahmetli Profesör Osman Fikret Arkun, İsmail Otar ve 12 arkadaşı tarafından kurulmuş([19][19]) bu alandaki ilk özel girişimdir. 1967'de derneğin statüsünde önemli değişiklikler yapılmış ve üye sayısı o tarihten bugüne kadar 100’den 1300’e ulaşmıştır. TMUD, ülkemizde mesleğin tanımlanması, topluma anlatılması, Dünya uygulamalarının ülkemize taşınması, konu ile ilgili uluslararası çalışmalarda ülkemizin temsil edilmesi konularında çok değerli hizmetlerde bulunmuştur. TMUD, 1938'den sonra ,1949, 1956, 1961, 1966, 1972, 1977 ve 1987 yıllarında yapılan meslek yasa tasarılarının hazırlık çalışmalarına katılmış, ülkemizin gereksinimlerine uygun bir meslek yasasının çıkmasını sağlamak üzere yasa tasarı taslakları hazırlamış , Maliye Bakanlığına ve TBMM. komisyonlarına önerilerde bulunmuştur.

 

Dernek üyeleri, muhasebe ve denetim alanında düzenlenen bilimsel toplantıların tümüne, düzenleyici, ya da önemli pay sahibi olarak katılmışlardır. TMUD, 1957'de toplanan "Birinci Türkiye Muhasebe Kongresi"nden başlayarak, bu kongrelerin yılda bir kez düzenlenmesini, ve bu konuda ilgili kuruluşlar ve üniversitelerle karar birliğine ulaşılmasını sağlamıştır. Dernek, 1987'ye kadar düzenlenen 14 Muhasebe Kongresi'nin([20][20]) tümüne düzenleyici olarak katılmış, TURMOB'un kurulmasıından sonra 1990'daki 15.inci ve şimdi toplanan 16.ıncı  Kongre'nin TURMOB tarafından düzenlenmesine katkıda bulunmuştur.

 

Ülkede mesleği düzenleyen bir kanunun çıkması, TMUD'nin önemli amaçlarından biri olmuştur. 1969 yılında Dernek, üyelik koşulları arasına meslek staj ve sınav koşullarını getirmiş, Batı ülkelerinde  uygulanan muhasebe ilke ve kurallarının ülkemize taşınmasına da hizmet etmiştir.

 

1954'ten başlayarak Dernek, zaman zaman 10-12 kişilik delege gruplarıyla ülkemizi Uluslararası Muhasebe Kongrelerinde de temsil etmiştir. Son gelişmelerle ilgili olarak, 1972'de 14 kişilik([21][21]) bir delege topluluğu ile Avustralya'nın Sydney kentinde toplanan Onbirinci Uluslararası Muhasebe Kongresi'nde  Uluslararası Muhasebe Standartları Komisyonu'na (International Accounting Standards Committee - IASC) üye olmuş, 1977'de Almanya'nın Münih kentinde toplanan Onikinci Uluslararası Muhasebe Kongresi'nde([22][22]) kurulmasına karar verilen Uluslararası Muhasebe Federasyonu'na (International Federation of Accountants - IFAC) kurucu üye olarak katılmıştır. 1975'te Dernek, IASC üyesi olarak uluslararası standartları (IAS) kabul etmiş, onların üyeleri için ülkemizde "uyulması zorunlu mesleki kararlar" olarak uygulanmasını üyelerinden istemiştir.

 

Türkiye Muhasebe Kongreleri

 

"Türkiye Muhasebe Kongreleri"nin, ülkemizde muhasebe mesleğininin gelişmesi üzerinde önemli etkileri olmuştur.  İlki 1957'de toplanan Kongrelerde Maliye Bakanlığı yetkilileri, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu ile Teftiş Kurulu üyeleri, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeleri, Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları yetkilileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT'ler) ve özel işletmelerin yöneticileri ile muhasebecileri, Muhasebe, Kamu Maliyesi, Hukuk, ve ilgili diğer Sosyal Bilim dallarında  akademik çalışma yapan öğretim üyeleri, "Serbest Hesap Uzmanı", "Mali Müşavir", "Muhasebe Uzmanı" gibi ünvanlarla muhasebe alanında serbest meslek faaliyeti yapan muhasebeciler, biraraya gelerek, muhasebe mesleğinin sorunlarını tartışmışlardır. Zaman zaman tansiyonu yükselen tartışmalara karşın, çıkarları birbiriyle  çelişen bu gruplar, muhasebe mesleğinin geleceği konusunda önemli görüşler ortaya koymuşlar ve kararlar almışlardır([23][23]). Kongre kararlarından bir çoğu uygulanamamış, birçoğu toplumu gecikerek etkilemiştir. Ancak, önceleri, birbiriyle anlaşmazlıklar içinde bulunan bu grupların, Kongre'lerde muhasebe  mesleğinin geleceği üzerinde çalışmaya ve tartışmaya başlamaları, ülkemizde muhasebe mesleğinin uygun gelişmesini isteyenlerin, bu gelişmelere yaptıkları en önemli katkıdır.

 

Türkiye Muhasebe Kongreleri'nin, yerleri, tarihleri ve konuları ile aşağıdaki gibidir.

 

Türkiye Muhasebe Kongrelerinin Tarihleri,Yerleri Ve Konuları

 

1. Türkiye I. Muhasebe Kongresi, 2-4 Eylül, 1957, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.

 

Konular: İktisadi Kalkınmada Muhasebecinin Yeri, Muhasebecilerin Eğitimi, Terminoloji ve Yönetimde Muhasebecinin Rolü. Bildiriler; 10 Eylül 1958'de yayımlanmaya başlayan "Muhasebe Mecmuası" sayılarında vardır([24][24]).

 

2. Türkiye II. Muhasebe Kongresi, 10-13 Eylül 1958, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu.

 

Konular: Muhasebe Uygulamaları, ilgili mevzuat, Muhasebe mesleğinin Teşkilatlandırılması sorunları, Terimler, Maliyet Muhasebesi, Finansal Tablolar.

 

3. Türkiye III. Muhasebe Kongresi, 9-12 Eylül 1959, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi.

 

Konular: Muhasebe ilkeleri, uygulamaları, gelişmeleri, Standart Maliyetler, Muhasebe mesleğinin Teşkilatlanması.

 

4. Türkiye IV. Muhasebe Kongresi, 12-15 Eylül 1960, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi.

 

Konular: Muhasebe mesleğinin Teşkilatlanması, Meslek Kanunu tasarısı.

 

5. Türkiye V. Muhasebe Kongresi, 4-7 Eylül 1961, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi.

 

Konular: Sanayi, Tarım ve Ticarette Maliyetler, Muhasebe mesleğinin Teşkilatlandırılması, Muhasebecinin Sorumlulukları.

 

6. Türkiye VI. Muhasebe Kongresi, 5-8 Eylül 1962, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi.

 

Konular: Bilanço, Değerleme, Yabancı Ülkelerde Meslekle İlgili Uygulamalar, Terimler.

 

7. Türkiye VII. Muhasebe Kongresi, 11-13 Eylül 1963, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi.

 

Konular: İktisadi Kalkınmada Muhasebenin Rolü, Muhasebe mesleğinin Örgütlenmesi.

 

8. Türkiye VIII. Muhasebe Kongresi, 21-24 Eylül 1964, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İşletme İktisadı Enstitüsü.

 

Konular: İşletmelerde Maliyetler, Terimler, Muhasebe mesleğinin Örgütlenmesi.

 

9. Türkiye IX. Muhasebe Kongresi, 6-8 Eylül 1965, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Özel Yüksek Okulu.

 

Konular: Maliyetler, Hesap Planları, Muhasebe mesleğinin Örgütlenmesi.

 

10. Türkiye X. Muhasebe Kongresi, 12-14 Eylül 1966, Özel İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu (Şişli).

 

Konular: Finansal Tablolar, Muhasebe mesleğinin Örgütlenmesi, Mekanizasyon.

 

11. Türkiye XI. Muhasebe Kongresi, 8-10 Eylül 1969, İstanbul Özel Galatasaray Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu.

 

Konu: Türkiye'de Bilançolar ve Kar-Zarar Tabloları.

 

12. Türkiye XII. Muhasebe Kongresi, 20-22 Ekim 1976, İstanbul Ticaret Odası.

 

Konu: 1976 Türkiye'sinde Muhasebecinin Sosyal Sorumlulukları.

 

13. Türkiye XIII. Muhasebe Kongresi, 8-10 Ekim 1980, İstanbul, Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Muhasebe Enstitüsü.

 

Konu: Muhasebe ve Ekonomik Kalkınma Politikası.

 

14. Türkiye XIV. Muhasebe Kongresi, 30.09.-2.10.1987, Ege Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi.

 

Konular: Muhasebe Mesleği, Meslek Kanunu ihtiyacı.

 

15. Türkiye XV. Muhasebe Kongresi, 28.02.-1.03.1990, Ankara, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB).

 

Konuları: Dünya'da ve Türkiye'de Meslek Mensuplarının Durumu ve Nitelikleri, Denetim Standartları, AT ve Türkiye'de Meslek Standartları.

 

16. Türkiye XVI. Muhasebe Kongresi, 11-13 Eylül 1997, İstanbul, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Yönetiminde, ilgili kuruluşların katkılarıyla düzenlenmiştir.

 

Konular: "Ekonominin Denetim Düzeni ve Muhasebe" konulu kongre programındadır.

 

Sunulan listedeki konular, bu kongrelerin ülkede muhasebe mesleğininin gelişmesine yaptığı önemli katkıyı belirlemektedir. Muhasebe muhasebe mesleğinin 1989'da bir kanuna kavuşmasında bu kongrelerin katkısı yadsınamaz.

 

1957-67 yılları arasında toplanan 10 Kongre'nin tüm karar, rapor, tutanak özetleri ve bildirileri, bu süre boyunca TMUD tarafından yayınlanan "Muhasebe Mecmuası"nın 30 sayısında vardır([25][25]). 1969'da  toplanan Onbirinci Kongre'den sonra uzun süre ara verilen Kongrelere TMUD, 1976'da yeniden başlamış ve Onikinci (1976), Onüçüncü (1980), ve Ondördüncü (1987) Kongrelerin toplanmasını da sağlamıştır. Bu sonuncu kongrelerin bildiri ve tartışmaları, her biri için TMUD tarafından yayımlanan kitaplar içindedir. Onbeşinci Muhasebe Kongresi 1990'da TURMOB tarafından Ankara'da ve Onaltıncısı da şimdi İstanbul'da düzenlenmiştir. Son iki kongrenin bildiri ve tartışmalarını TURMOB yayınlamıştır.

 

 

 



[1][1] AYSAN, Mustafa “Atatürk’ün Ekonomi Politikası”, S.29 , 1981

[2][2] AYSAN ; a.g.e. S.75

[3][3] AYSAN – ÖZMEN a.g.e,

“The Economy of Turkey”

[4][4] GÜVEMLİ Oktay; “Kronolojik Akış İçerisinde Muhasebe Uygulamalarının Gözlemlenmesi” ; “Muhasebenin Tarihsel ve Çağdaş Konumlarından Geleceğine Bakış” TÜRMOB yayınları N.23, Ankara 1995

[5][5] GÜVEMLİ , Oktay, a.g.e.

[6][6] GÜVEMLİ Oktay, a.g.e. S. 67

[7][7] SOLAŞ Didem, “İlhanlılar Döneminde Yakın Doğudaki Devlet Muhasebe Uygulaması” a.g.e. TÜRMOB Yayınları N.23 S.39

[8][8] SOLAŞ, Didem ; a.g.e. S.40

[9][9] “The Economy of Turkey”, Dünya Bankası, 1961, S.203

[10][10] AYSAN Mustafa, ÖZMEN Selahattin ; “KİT , Türkiye’de ve Dünyada Kamu İktisadi Teşebbüsleri ; 1981;  Sayfa ????????????????????

[11][11] E. Oyal , “Karma Girişimlerde Kamu Katılımları ve Türkiye’deki Uygulama, TODAİE Yayını No.193, Ankara, 1971 S.79)

[12][12] İNAN Afet ; “Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı-1933”, Türk Tarih Kurumu, Ankara , 1972, S.23

[13][13] SINGER Morris ; “The Economic Advance of Turkey , 1938 – 1960” , Ankara 1972, S.41

[14][14] a.g.e. DPT. S.33

[15][15] “Muhasebe Usüllerinin Islahı ve Yeknesaklaştırılması – GİRİŞ” ,; T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Yay.No. 1325 – KD 261; S.33

[16][16] “Türkiye Cumhuriyeti, Muhasebe, Finansal Raporlama ve Denetim Hizmetlerinin Gelişimi” , Dünya Bankası Washington D.C., Ocak 1993. S.3

[17][17] AYSAN ,Mustafa Aydın , "Türkiye'de Muhasebe Mesleğinin Dünü Bugünü Geleceği" , 16. Türkiye Muhasebe Kongresi , 1997 İstanbul.

[18][18] A.g.e , Dünya Bankası S.4

[19][19] Kurucuların adları şöyledir :

Abdullah Aker, Ali Alaybek, Cemil Parman, Fak Somer, Faruk Alrona, İsmail Otar, İsmet Alkan, Nihat Kiver, Osman Fikret Akun, Rasim Saydar, Recep Aydın, Zihni Bayo, Sadık Bigat, Celal Atasoy.

[20][20] 1966 yılına kadar her yıl toplanan Kongre'ler, bu yıldan sonra da seyrek toplanmıştır (Bakınız: Ek-1).

[21][21] Mesleğin Dünya'daki konumunda çok önemli değişmelere neden olan ve "Dünya'da Tek Muhasebe-Accounting in One World" temasıyla toplanan bu önemli kongrede ülkemizi TMUD adına temsil eden delegeler şunlardır: Prof.Dr.Osman Fikret Arkun, Prof.Dr.Feridun Özgür, Prof.Dr.Mehmet Oluç, Prof.Dr.Jale Sehay, Prof.Dr.Kamuran Pekiner, Doç.Dr.Mustafa A.Aysan, Dr.Daim Demircan, Prof.Dr.Kenan Gürtan, Doç.Dr.Sedat Ünalan, Doç.Dr.Erhan Kotar, Arman Mamukyan, Şükrü Kaya Akdarı, Bülent Çorapçı, Süleyman Kanat.

[22][22] Onikinci Kongre'de de  çoğunluk, Onbirinci Kongre delegasyonundan oluşmuştur.

[23][23] Bu çalışmaların sonuçları arasında, Maliye Bakanlığınca hazırlanan meslek yasası tasarılarının eksiklerini gidermek amacıyla Kongre kararına bağlanan bir de yasa tasarısı vardır.

[24][24] Muhasebe Mecmuası, "Eksper Muhasipler ve İşletme Organizatörleri Derneği" tarafından "Türkiye Muhasebe Kongreleri"nin yayın organı olarak 10 Eylül 1958'deki ilk sayısından Kasım 1967'de yayınlanan 30'uncu sayısına kadar, 10 kongrenin bildiri ve tutanaklarını yayınlamak amacıyla çıkartılmıştır. TMUD, sonraki yıllarda dergiyi yeniden çıkarmaya çalışmış, ek olarak 5 sayı daha yayınlamıştır.

[25][25] TMUD tarafından "Muhasebe Kongreleri"nin yayın organı olarak tanımlanan "Muhasebe Mecmuası"nın birinci sayısı, TMUD tarafından 10 Eylül 1958'de yayımlanmıştır. 30'uncu sayısının yayım tarihi, Kasım 1967'dir. 1967'den sonra kongrelere ve "Muhasebe Mecmuası"nın yayınlanmasına ara verilmiş, TMUD, Kongrelerden bağımsız olarak Mecmua'yı 35'inci sayıya kadar sürdürmüştür. 1997'de Dergi, yayınlanmamaktadır.